MENÜ
İstanbul
Favori Lezzetler
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Ramazan geldi,  hoş geldi
Haldun Tüzel
YAZARLAR
15 Mayıs 2017 Pazartesi

Ramazan geldi, hoş geldi

Yine yeni bir Ramazan ayı içinde olmanın huzuruyla, mutluluklar ve sağlıklar dileyerek başlıyorum yazıma, tabii sağlık derken de; iftar ve sahur sofralarında her zaman önem verdiğimiz lezzetle birlikte, sağlığa da önem vermemiz gerektiğini vurgulamak isterim. Ramazan süresince, şki öğün yediğimizi ve bu iki öğün arası yani iftarla sahur arasını ise bir sinemanın devre arası gibi ; kola, gazoz, patlamış mısır gibi, abur cuburlarla doldurmamamız gerektiğini ben değil,

bütün sağlık camiası söylüyor ve bildiriyor.Biz ve bizim gibiler ise işin lezzet yönünde, tabii lezzet ve zerafet birlikteliğini de göz önünde tutarak. Lezzet, lezzetten anlamak, lezzet peşinde olmak, Ramazanda da ramazan lezzetlerini aramak tabii her lezzetseverin hakkı. Ne güzel bir keyiftir, ne büyük bir zevktir o gün boyu hem ibadet yapmanın huzurunu hissetmek hem de iftar sofrasında sunulacak lezzetleri beklemek. Marematiksel olarak düşünüldüğünde, normal insan ömrüne muhakkak, bir kış ve bir yaz ramazanı denk geliyor, ben de bu iki mevsimi yaşamış, çocukluk dönemimde kış ramazanları ile başlayıp bu yaşımda yaşamıma yaz ramazanlarıyla devam etmekteyim, her ikisinin de ayrı zevkleri ayrı lezzetleri var, yaz ramazanlarının da kış ramazanlarının da lezzetleri ayrı ayrı. Amma önemli olan her iki ramazanda da lezzetlerin seçimi, insan sağlığı için gerekli olan gıdaların doğru bir şekilde tüketilmesi, karbonhidratların, proteinlerin yağ ve şekerin gerektiği kadar ve yeterlice alınması. İftar ve sahur arası beslenmenin dengeli bir şekilde yürütülmesi. O nedenledir ki ramazanda yemek yemek törensel bir şekil almıştır. İftariyelikler ile başlar, bu işin ritüelini bilenler, orucu açıp iftariyeliklerinden belirli bir miktarda tükettikten sonra, akşam namazı için ara verir ve namazlarını eda ederler, iftariyelikler bir kahvaltı gibi düşünülürse, esas yemek akşam namazından sonra başlayandır, çorba, zeytinyağlılar, pilavlar, börekler,ana yemekler, tatlılar, kompostolar, hoşaflar yemek ritüelini sırasıyla takip eder, kahveler, çaylarla birlikte yatsı namazı saatine kadar sohbetler devam eder, bildiğiniz üzere ramazanla birlikte yatsı namazına birde teravih namazı eklenmiştir. Teravih namazı ramazanın ruhu, kısmeti ve bereketiyle birlikte sağlığa da ayrıca bir fayda sağlamaktadır. Ramazan süresince islami yaşamda renklenen günler sofralarımıza da yansımaktadır, mahalle bakkallarından gıda toptancılarına bir çeşitlilik artışını her göz görür, ama ramazan sonrası yok olan iki lezzet yeniden kendini göstermeye başlar. 

Fırınların meşhur ramazan pidesi ve tatlıcıların pastanelerin ramazan gülü dedikleri güllaç. Pide, gerçek altı kepekli fırın pidesi ne güzel bir lezzettir, güllaçta nezarif ne latif bir tatlıdır. İstanbulda belki Anadoluda bir çok vilayette pideyi yıl içinde her ay bulmak mümkün, kebapçılar ya da pastaneler de pide çıkarıyor ama o altı kepekli fırınların çıkardığı ramazan pidesinin tadı bambaşka, cebinde iki yumurtayla biraz erken gidip yumurtalı pida yaptırmak için sıra beklemekte bir başka. Pideler ve tatlılar demişken, Şam Tatlıdan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Şam tatlı, sadece biz de değil orta doğu da bir çok Arap ülkesinde, Fas, Tunus, Cezayir de yaygın sevilen bir tatlıdır. Semolina; irmiğin adıyla tanınır, bizdeki adıda ŞAM TATLIDIR. Şambali değil. Bunu bilmeyenler, sonradan öğrenenler şambali diye tutturmuşlar gidiyor. Karpuzcuların; karpuzu, karpuz kurabiye diye, kavuncuların bal kavunu diye, armudun tereyağ bunlar diye satıldığı gibi, simitçilerin çıtır bunlar diye sattıkları simide nasıl çıtır denmiyorsa, ŞAM TATLIya da şambali denmez. ŞAMTATLI satan sokak tatlıcıları naralarını ŞAM TATLI  Şambalı bunlar diye satarlardı, derken şive bozukluğundan ‘’ı’’ üzerine birde nokta kondu oldu şambali. Yok böyle bir şey, tamamiyle bozulan Türkçemize bir örnek, tıpkı Yılların yaprak dolmasının ‘’yaprak sarma saçmalaması’’ ya da çay koymanın ‘’çay katma, çay dökme’’ olması ya da tuvalete ‘’lavabo/a’’ denmesi gibi, Türkçe ye vakıf olmayan ağızların Türkçe yi bozmaları bunlar. Tabii kolaycı zihniyetin kabullenmesiyle.

Sağlıklı, keyifli, lezzetli bir
Ramazan dileklerimle...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Favori Lezzetler